İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)
ISSN 2194-2668


Die Gaste, SAYI: 21 / Mart-Nisan 2012

İki Yılda
İki Cumhurbaşkanı

Wulff Olayı



    Önce, 2000-2004 yıllarında IMF (Uluslararası Para Fonu) başkanlığı yaptıktan sonra Almanya Cumhurbaşkanı seçilen ve 2009 yılında ikinci dönemine başlayan Horst Köhler istifa etti.
    Köhler’in istifasına yol açan süreç ise, Federal Almanya Cumhurbaşkanı olarak Afganistan’daki Alman birliklerini ziyareti sırasında (21 Mayıs 2010) söylediği, “Bizim gibi büyük bir ülke, bu kadar ihracata dayalı ve ihracata odaklı bir ülke, şunu bilmek zorunda, gerektiği zaman, zorunlu bir durumda askeri müdahale de gerekir, çıkarlarımızı korumak için, örneğin serbest ticaret yolları için, örneğin bölgesel istikrar için. Bunlar önlenmezse, o zaman bunlar kesinlikle geri dönüp bizim olanaklarımızı, ticaretimizi, istihdamımızı ve gelirimizi vururlar…” sözleriyle başladı.
    Köhler’in “körün gözüne parmak sokan” bu açık ve net sözleri siyaset dünyasında büyük bir tepkiye yol açtı. Köhler, önce sözlerini “tevil” yoluna gittiyse de, yoğunlaşan ve sertleşen eleştiriler karşısında, 9 gün sonra, 31 Mayıs 2010 tarihinde istifa etmek zorunda kaldı.
    Ardından, Christian Wilhelm Walter Wulff, 30 Haziran 2010 tarihinde Almanya’nın 10. Cumhurbaşkanı seçildi.
    Seçilmesinin üzerinden 1,5 yıl geçmişken, Aralık ayından itibaren birden bire “yolsuzluk” iddiaları Alman medyasında yer almaya başladı. İlk iddia, düşük faizli konut kredisi almasına ilişkindi. Ardından bu habere yer vermemesi için Bild gazetesinin genel yayın yönetmenin “telesekreter”ine üstü örtülü bir “tehdit” notu bırakması olayı patlak verdi. Ve artık yol açılmıştı. Wulff’un tüm geçmişi araştırılmaya başlandı. Bir “işadamı”nın davetiyle bedava tatile gittiği, “turistik” biletle bindiği uçakta birinci sınıfta yolculuk yaptığı, “bonus mile” yolsuzluğuna “tevessül” ettiği vb. iddialar medyanın manşetlerine taşındı.
    Ama Cumhurbaşkanı Wulff, “selefi” Köhler’den daha uzun süre direndi. İki ay boyunca “yolsuzluk” iddialarını geçiştirmeye çalıştı. Hemen herkes istifa etmeyeceği beklentisine girmişken, birden bire Hannover Savcılığı’nın “dokunulmazlığının kaldırılması” için mahkemeye başvurma kararı almasıyla birlikte 17 Şubat günü istifa etti. Kaçınılmaz İstifa
    Son yıllarda siyaset dünyasında sıkça yolsuzluk iddialarının ortalığa döküldüğü Almanya’da Cumhurbaşkanının benzer iddialarla istifaya zorlanması çok şaşırtıcı değildir. Her ne kadar yolsuzluk iddiaları “deveyi hamuduyla götürmek” biçiminde olmadıysa da, ülkenin en üst yöneticilerinin küçük kişisel çıkarların peşinde koşması sıradan Alman yurttaşları için pek de kabul edilebilir bir durum olmamıştır.
    “Komplo teorileri”yle yapıt kalkanlar açısından (örneğin Türkiye’de olduğu gibi), bu siyasal yolsuzluk olayları ve ardından gelen istifalar, hiç şüphesiz “işin içinde bir bit yanığı” olduğunu düşündürtecek nitelikte olmaktadır.
    Kimine göre, özellikle Wulff’un “İslam Alman toplumunun bir parçasıdır” sözlerinden çok mutlu olanlara göre, yolsuzluk olaylarının medyaya yansıtılması ve istifaya zorlanması, “islama karşı komplo”nun bir par- çası olarak görülecektir. Bir başkasına göre (örneğin Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bakış açısından), bu olay “Alman derin devletinin işi” olarak değerlendirilebilecektir.
    Bir üçüncü bakış açısına göre ise, bu olaylar, Alman siyasal yönetimi içindeki çelişkilerin ve çatışkıların bir ürünüdür. Bu bağlamda, FDP başkanı Guido Westerwelle’nin istifası, Ekonomi Bakanı Karl Theodor zu Guttenberg’in doktora tezinde “intihal” (aşırma) yapmaktan dolayı istifa etmesi, siyaset dünyasındaki iç çatışkıların ürünü olarak değerlendirilebilmektedir. Hatta Wulff’un istifasının arka planında (background) Yunanistan konusunda başbakanlık ile cumhurbaşkanlığı makamları arasında bir uyuşmazlık olduğu bile söylenmektedir.
    Bir başka görüş ise, yolsuzluk iddiaları karşısında politikacıların istifa etmek zorunda kalmasını Alman demokrasisinin ne kadar gelişkin olduğunun örneği olarak bakmaktadır.
    Ortada bir olay, ama birden çok rivayet bulunmaktadır. Açık ki, hangi açıdan ve nereden bakıldığına göre olay farklı yorumlanabilmektedir.
    Türkiyeli göçmenler açısından ise, yolsuzluk olayları ve istifalar sadece “günlük haber”den başka bir şey değildir. Böylesi bir “günlük haber”de, olsa olsa kahvehanelerde, “adama bak, ne kadar küçük şeylerle uğraşmış” türünden sözler edilmesine yol açmaktan öteye geçmemektedir. Bu da, göçmenlerin yaşadıkları ülkedeki siyasal gelişmelere ne kadar ilgisiz olduklarının açık ifadesidir.