Die Gaste
İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
ISSN 2194-2668
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)


  • SONRAKİ YAZI
  • ÖNCEKİ YAZI
    13. Sayı / Temmuz-Ekim 2010



    Die Gaste SAYI: 13 / Temmuz-Ekim 2010

     
     

    Die Gaste

    İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE

    ISSN 2194-2668

    DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN
    İNİSİYATİF

    Yayın Sorumlusu (ViSdP):
    Engin Kunter


    diegaste@yahoo.com



    Yukardan Aşağıya
    Sınıf Savaşımı
    [Almanca]


    Prof. Dr. Franz HAMBURGER
    Mainz Üniversitesi Eğitimbilimleri Enstitüsü





        Hamburg’da altı yıl süreli ilkokul kurmaya karşı, yani tüm çocukların altı yıl birlikte öğrenim görmelerine karşı gerçekleşen halk oylaması, daha az eleyici/seçici, geleceğe dönük bir okul sistemi isteyen herkes için ağır bir darbedir. Geniş bir koalisyon tarafından desteklenen reform girişimine karşı yerleşik kesimlerin isyanı, partileri öylesine ürkütecektir ki, en azından yakın bir zamanda başka bir yerde de benzeri bir demokratikleşme girişiminde bulunmaktan uzak duracaklardır. Bu ilkokulun yaşama geçmesi, gerçekte sadece yalnızca bölümlenmiş okul sisteminin dikkatli ve gösterişsiz bir dönüşümüydü. Bu sistem, hemen her uzman tarafından, alt ve üst başarım düzeyleri arasındaki uçurumdan ve onların toplumsal konumlara olan bağımlılığından sorumlu tutulmaktadır. Çün-kü uluslararası karşılaştırmalar, bütünleştirici okul sistemlerinin toplumsal açıdan haksızlığa uğramayı daha iyi dengeleyebildiğini göstermektedir.
        Bazıları Berlin ve Brandenburg’daki altı yıllık ilkokulların bu açıdan daha iyi sonuçlar vermediğine gönderme yapacaklardır. Ama bazı savlar, birlikte öğrenimin gerçekleşeceği uzatılmış ilkokul süresini olumlamaktadır. Birincisi, bilimsel açıdan dört yıllık bir okul eğitiminden sonra birçok çocuğun gelişimi sonal olarak saptanamaz. İkincisi, başlangıç fırsatları daha kötü olan çocuklar, eksiklerini giderebilmek için destek görecekleri daha uzun bir zamana gereksinim duymaktadır. Bu bağlamda, planlanan ilkokul, özellikle göç kökenli çocuklar için avantajlı olacaktı. Eğer dilbilimcilerin, farklı bir aile diline sahip çocukların eğitim dilini öğrenmek için yaklaşık sekiz seneye ihtiyaç duyduklarından yola çıktıkları bilinirse, altı yıllık ilkokul sadece bir asgari talep niteliğindedir. Hamburg’daki partilerin kaprisli bir zihniyetle gerçekleştirilmesini kararlaştırabildikleri bu minik reform bile, şimdi artık bir azınlık tarafından iptal edilmiştir.
        Bu azınlık kimdir? Seçim tahlillerinin gösterdiği gibi, onlar, varlıklı kesimlerin, en azından toplumsal konumları iyi olanların APO’sudur*. Seçime katılım, bu kesimlerin yerleşim bölgelerinde diğerlerinden daha yüksekti. Toplam olarak seçme hakkı bulunanların yalnızca %40’ı oylamaya katılmıştır ve ayrıca çoğunluk mektupla oy vermiştir. “Küçük insanlar”, çıkarlarını doğru saptayamamış, belki de medyaya aldanmış ya da politik katılımdan çok az beklentileri olmuş olabilir. Ama 206.000 Hamburglu, yani Alman pasaportu olmayan reşit seçmenler oylamaya katılamamıştır. Onların sadece yarısı reform için oy vermiş olsaydı, reform iptal edilmiş olmayacaktı. Bu bağlamda bir “halk oylaması”ndan söz etmek mümkün mü?
        Hamburg’un büyük bir reform-pedagoji geleneğine sahip olduğunu bilenler –Peter Petersen de lise öğretmeni olarak orada çalışmaya başlamıştı–, oradaki gerici gelişmelere daha fazla şaşıracaklardır. Öte yandan, son zamanlarda Hamburg’da yapılan araştırmalar eğitim sistemimizin haksızlıklarını göstermiştir. Ama boşuna. Eğitimdeki genişlemeden (Bildungsexpansion**) kazançlı çıkanlar, birçok kişi peşlerin- den gelip izdiham yaratmasın diye arkalarındaki merdivenleri yukarı çektiler. “Biz öğrenmek istiyoruz”, reform karşıtlarının alaycı sloganıydı bu. Onlar, “biz” ile salt kendileri gibi olanları kastediyorlardı.
       
     
     
     
      Dipnotlar:
        * APO, 1960’lı yıllarda yerleşik partilerin solunda yer alan bir hareketi, Parlamento Dışı Muhalefet’i tanımlar.
        ** Bildungsexpansion: Uluslararası karşılaştırmalarda belirginleşen akademisyen sayısı azlığı 1960’lı yıllarda Alman Federal Devletini alarma geçirdi. Özellikle Sovyet bloğuyla (“Sputnik şoku”) rekabette geride kalınacağından korkuluyordu. Bu durum, eğitimde gerçekleşen tanıtımlarla birlikte, lise mezunları sayısının yoğun bir artışını beraberinde getiren yüksek öğrenim alanının bir biçimde açılmasına neden oldu. Ayrıca okul süresinin istihdam sistemi aleyhine uzatılması, “misafir işçilerin” daralan yerli işgücü potansiyelini dengelemesiyle hafifletildi.