Die Gaste
İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
ISSN 2194-2668
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)


  • SONRAKİ YAZI
  • ÖNCEKİ YAZI
    25. Sayı / Ocak-Şubat 2013



    Die Gaste 25. Sayı / Ocak-Şubat 2013

     
     

    Die Gaste

    İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE

    ISSN 2194-2668

    DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN
    İNİSİYATİF

    Yayın Sorumlusu (ViSdP):
    Engin Kunter


    diegaste@yahoo.com

    Türkçe,
    12 Nedenden Ötürü Yasaklanamaz


    Mete ATAY
    (ATÖF (Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu) Onursal Başkanı)






        Almanya 50 yılı aşkın bir zamandır resmen Türkçeyle karşılaştı, nikah kıydı. Sokaklarda, işyerlerinde yaşanan her yerde Türkçe konuşuluyor. Alman eğitim sisteminden on binlerce Türk kökenli öğrenci okul sıralarından geçti. Günümüzde de Alman sınıflarını dolduran, anadili Türkçe olan yüz binlerce öğrenci var. Almanya’nın çoktan bu seslere alışması gerekirken elli yıl sonra hâlâ yasaklama yoluyla Türkçenin yok edilebileceğini sanmak, hele hele bunun kime faydası olacağını bilmemek mümkün değil. Bu Türkçe yasağıyla Türk çocuklarının başarısı mı artacak. Eğer onlar okulda Türkçe konuşmazlarsa okulu bitiremeden ayrılan çocukların yüzdesi sıfıra mı inecek? Gymnasiumlara gidenlerin yüzdesi, yüzde otuzlara mı çıkacak? Meslek öğrenme yeri bulamayanların hepsine yer mi açılacak? Almanya eğitim sisteminden yeteri kadar yararlanamadığı için sorun olan, polisiye olaylara karışanların hepsi, islah edilmiş olarak hapishanelerden mi çıkacak?
        Bu yasakları anlamak mümkün değildir. Bununla nereye varılmak istendiğine bir açıklama getirmek gerekir. Bu yasakları koyanların, susarak buna destek verenlerin, bunları iç politika malzemesi yapanların, diğer dillere sempatiyle, imrenerek bakarken Türkçeye karşı kin ve düşmanlık duyanların, ayrımcılık yapanların bir vicdan muhasebesi ve özeleştiri yapmaları gerekir. Bunun zamanı geldi, geçiyor.
        Alman okullarında 40 yılı aşan bir zamandan beri göçmen çocuklara anadili dersleri veriliyor. Bu ders günümüze kadar işlevi açısından çeşitli süreçlerden geçti. Başlangıçta salt göçmen çocukların, ilerde kendi ülkelerine dönmeleri halinde, oradaki okullara uyumunu sağlamak amacıyla verilen bu dersler son 10-15 yıl içerisinde farklı bir aşamaya geldi. Toplumsal gelişmeye, değişmeye paralel olarak geldiği nokta “çokdillilik”tir. Bunu sadece çocuğun anadili, kültürü olarak görmek, kendi anne-babası, dedesi ile iletişim dili olarak algılamak bu dersin işlev alanını daraltır, küçültür, aldatır, yanıltır.
        50 yıl sonra bu tür konuların Alman kamuoyunu meşgul etmesi, gündemde yer bulması, tartışılıyor olması Almanya gibi bir göç ülkesine yakışmıyor, ona ve birlikte yaşamaya zarar veriyor. Birlikte yaşamakla ilgili alınan yolları, köprüleri yıkıyor, gelece-ğe yönelik birlikte yaşama yollarına taş döküyor.
        Göçmen çocukların iyi bir eğitim ve öğretim alarak, çok iyi Almanca bilmeleri hepimizi, herkesin isteği ve dileğidir. Bu dilekten de öte herkesin görevidir. Halbuki göçmen çocukların konumu ve durumu çok farklıdır. Anadili yasaklarıyla hiçbir yere varıl(a)maz. Göçmen çocuk için anadili de önemlidir. Herkes şunu iyi bilmelidir ki, “Tek kanatla uçulmaz!”
        Hiç kimse, göçmen kökenli birisine, evinde çocuklarınla Almanca konuş deme hakkına sahip değildir. Hiç kimse kendisine böyle bir misyon biçemez. Aileler çocuklarıyla kendilerini ve duygularını en iyi anlattıkları, hakim oldukları ve istedikleri dilde konuşma hakkına sahiptir. Dilbilimcilerin de görüş ve tavsiyesi budur.
        Dilbilimi açısından “3. kuşağın anadili Almancadır” diye genel bir kanaate varmak, mümkün ve doğru değildir. Hem söyleyeni hem de kamuoyunu yanıltır. Yanlış uygulamalara neden olur.
        Türkçe şu on iki nedenden dolayı yasaklanamaz:
        1. İnsan Hakları Açısından
    :
        İnsan Hakları Yasası, bütün insanları eşit kılar. İnsanlar arasında ırk, dil, din ayrımı gözetmez. Anadili de çocuk için insan hakkıdır.
        2. Avrupa Birliği Açısından:

        Avrupa Birliği, yasaları çokdilliği, çokkültürlülüğü savunur ve teşvik eder. AB felsefesi, temeli ve ilkeleri buna dayanır. AB Tekdililik hegomanyasına karşıdır. AB ülkelerinin dil politikası hem ülke içinde, hem de ülke dışında eşitlik, çeşitlilik ve çokdillilik prensibine dayanmaktadır.
        Avrupa Parlementosu, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK), Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi’nin (ADHBK) göçmen çocukların anadillerini öğrenmesi ve çokdilli yetişmeleri konusunda almış olduğu bir sürü karar ve tavsiyeler vardır.
        3. Sosyolojik Açıdan:

        Almanya artık çokdilli, çokkültürlü bir toplum olmuştur. İmparatorluk Almanya’sı değildir. Bugün Alman sokaklarında Türkçe veya farklı dillerde birçok işyeri vardır. Çok farklı dillerde reklamlar bulunmaktadır. Avukat, doktor, mühendis, işadamı vb. büroların sahiplerinin Türkçe isimleri duvarlarda, tabelalarda bulunmaktadır. Almanya sokaklarında, işyerlerinde, fabrikalarda, alışveriş merkezlerinde, okullarda kaç tane farklı dil konuşulmaktadır. Almanya’nın bu toplumsal yapısı, değişimi yadsınamaz. Yasaklarla bir yere varılamaz.
        4.Türkçenin yapısı açısından:

        Türkçe bugün Avrupa’da ve Almanya’da konuşulan ikinci büyük anadilidir. 6-16 yaş arasında zorunlu eğitim alan ve Alman okullarına giden 600.000’den fazla Türk kökenli çocuğun, öğrencinin anadilidir. Bugün okullarda Almancadan sonra en çok konuşulan dil Türkçedir. Türk çocuğu olmayan sınıf yok denecek kadar azdır. Alman çocuklar bu dili her gün duymakta, tanıklık etmektedir.
        5. Kişilik Gelişimi Yönünden:

        Anadili bir çocuğun biyolojik yapısıdır. Doğuştan getirdiği doğal ikidilliliktir. Onu farklı ve avantajlı kılan tek nedendir. O biyolojik yapının bozulmasıyla dil gelişim süreci, dolayısıyla kişiliği büyük darbe alır, düşünme sistemi zarar görür.
        Anadili onun yönüdür, ona yön verir. Anadili çocuğun bilincidir. Ona bilinç, öz güven ve kimlik kazandırır. Anadili bir çocuğun geleceğidir, onun bağımsız, çok yön-lü, evrensel düşünmesini sağlar. Geçmişi ile geleceğini birbirine bağlar.
        6. Alman Eğitim Sistemi Açısından:

        Alman eğitim sistemi çocukların birinci sınıftan başlayarak çokdilli, çokkültürlü yetiştirilmesini istemektedir. Bu bir yasadır. Yasa gereği Almancadan sonra en çok konuşulan Türkçeye de hak ettiği itibar ve değer verilmeli, haksızlık yapılmaktan vazgeçilmelidir. Yasalar her çocuğa ve dile eşit olarak uygulanmalıdır. Ayrıca bu yasak, Kuzey Ren Vestfalya özelinde de “Katılım ve Uyum Yasası”na ters düşmektedir.
        7. Ekonomik Açıdan:

        AB üyesi olan veya olmayan ülkelerde Türkçe sadece Türkler, Türk kökenliler için önemli değildir. Ekonomik ve politik gelişmelerin paralelinde Türkiye ile iş bağlantısı olan yabancı firmalar, işverenler, Türkiye’ye yatırım yapmak isteyenler, turizm sektörü, çok uluslu ortaklıklar açısından Türkçe yasak değil ikinci dil olmalıdır. Türkçe sadece Türkiye’de konuşulmamakta, SSCB devletlerinden ayrılarak kurulan birçok ülkede, Balkanlar’da Türkçe konuşulmakta, Türkçe ile anlaşılmaktadır.
        8. Yabancı Evlilikler Nedeniyle:

        Almanya’da on binlerce insan, bir Türk bey veya bayanla karma evlilikler yapmıştır, yapmaktadır. Bunların ve bunlardan doğan çocukların sayıları on binlerle ifade edilmektedir. Bu eşlerden birileri veya onlardan doğan çocuklar için Türkçe çok önemlidir. Bunlara böyle olanak sunulmazsa, Türkçeyi nereden ve nasıl öğrenebileceklerdir. Bu yasaklar karma ailelere ve çocuklarına nasıl izah edilecektir.
        9. Eğitim Açısından:

        Eğitimin temel amaçlarından biri; çocuğun doğuştan getirdiği yetenekleri keşfedip onları öne çıkarmak, onu desteklemek ve geliştirmektir. Göçmen çocukların doğuştan getirdikleri bu yeteneklerini desteklemek, zenginleştirmek ve geliştirmek eğitim sisteminin görevidir.
        Almancada çok güzel bir söz var: “Ohne Muttersprache keine gute zweite Sprache”. Yani anadili olmadan ikinci bir dili öğrenmek zordur.
        Bu dersler okullarda belli bir plan, program içinde verilmezse Türkçe , günlük yaşamda okul dışındaki konuşmalarla yeterli öğrenilemez. Bu da çocuklar için yarım dillilik demektir. Yarı dillilik gerçek anlamda dilsizliktir. İki yarım her zaman bir bütün yapmaz.
        10. Meslek Yeri Bulma Açısından:

        Bugün avukat, doktor, eczacı, polis, işadamı, işyerleri özellikle Türk müşterisi olan, onlara hizmet sunan sektörler Türkçe konuşan, yazan yetişmiş elemanlar aramaktadır. Bu gençler ikidilli yetiştirilir, güzel Türkçe bilirlerse, hem meslek öğrenme yeri bulup meslek sahibi olabilirler. Hem de meslek öğrendikten sonra işyeri bulurlar, işsiz kalmazlar. Böylece kriminal olaylar daha başlangıçta önlenmiş olur. Türkçe, çokdillilik zemininde gençlerin meslek öğreniminde çok ama çok önemli bir avantaj, şans ve köprüdür.
        11. Yabancı Düşmanlığı Açısından:

        Aslında yabancı düşmanlığına karşı en büyük, en iyi silah Türkçedir. Böyle olmasına rağmen doğru kullanılamadığından, planlanamadığından aksine yabancı düşmanlığı aracı veya nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bu çok korkutucu, ürkütücü ve düşündürücü bir durumdur.
        Türkçe yasakları yabancı düşmanlarının değirmenine su taşımaktan, ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramamaktadır
    .
        12. Uyum Açısından:

        Anadili Türkçenin okullarda yasaklanması, göçmenler açısından çok büyük bir moral çöküntüsü yaratmaktadır. Göçmenlerin kendi dillerine, değerlerine ve kültürlerine değer verilmesi onların, Alman toplumuna olan güvenini, bağlılığını artıra- caktır. Dışlanmışlık duygusundan kurtaracak, aidiyet duygularını pekiştirecektir. Alman toplumuna daha çabuk ve sağlıklı uyumunu sağlayacaktır. Bu da Almanya’ya çeşitlilik, kültürel zenginlik ve renk katar. Almanya’nın uluslararası prestijini ve saygınlığını arttırır.
        Türkçenin küçümsenmesi, Türkçeye haksızlık edilmesi, yadsınması kimseye birşey kazandırmaz ama çok şey kaybettirir.
        Sınıflarını yüz binlerce Türkçe konuşan öğrencinin doldurduğu bir ülkede Türkçeyi yasaklamak Almanya’ya yakışmıyor. Hiçbir bilimsel dayanağı ve gerekçesi olmayan bu yasaklar, pedagojik, psikolojik, toplumsal açıdan zararlı ve tehlikelidir.
        TÜRKÇENİN CİDDİYE ALINMASI TÜRKLERİN CİDDİYE ALINMASI DEMEKTİR.
        TÜRÇENİN BİZE İHTİYACI YOK, AMA BİZİM TÜRKÇEYE İHTİYACIMIZ VAR.