Die Gaste
İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
ISSN 2194-2668
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)


  • ÖNCEKİ YAZI
  • SONRAKİ YAZI
  • 33. Sayı / Ağustos-Ekim 2014
    “Göçmen Çocuklarında Dil Durumu ve Dil Edinim/Öğrenim Sorunları” Sempozyumu / 18 Ekim 2014



    Die Gaste 33. Sayı / Mayıs-Temmuz 2014

     
     

    Die Gaste

    İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE

    ISSN: 2194-2668

    DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN
    İNİSİYATİF

    Yayın Sorumlusu (ViSdP):
    Engin Kunter


    diegaste@yahoo.com

    Almanya’da Poliste, Savcılıkta, Anayasa Koruma Örgütünde ve İçişleri Bakanlığında
    Kurumsal Irkçılık Sorunu
    [Zur Frage des institutionellen Rassismus bei Polizei, Staatsanwaltschaft, Verfassungsschutz und Innenministerien in Deutschland]


    Prof. Dr. Claus MELTER





        Terör örgütü NSU, Almanya’da uzun yıllar faaliyet göstermiş ve göç geçmişi olan dokuz kişi ile göç geçmişi olmayan bir polis memurunu ırkçı biçimde öldürmüştür. Polis, savcılık, Anayasa Koruma örgütü ve içişleri bakanlığı, bilinen aşırı sağcı grupları –çok olası olmasına rağmen– şüpheliler arasına almamıştır. Irkçı biçimde öldürülenlerin aileleri sistematik biçimde şüpheli kabul edilmiş ve hiçbir kanıt olmamasına rağmen izlenmişlerdir.
        Yetkililer, bu göç geçmişi olan kurbanların yakınlarını tek taraflı olarak ırkçı biçimde ele almayıp, çok yönlü ve profesyonel ölçütleri kullanarak ele alsalardı, cinayetler önlenebilirdi, onları engelleyebilirlerdi. Hem Federal Hükümet’in, hem de Thüringen Eyalet Parlamentosu’nun sonuç raporları polisin, Anayasa Koruma Örgütü’nün, savcılığın ve İçişleri Bakanlığı’nın sistematik başarısızlığını göstermiştir.
        Burada şu soru ortaya çıkmaktadır: Federal Almanya’da polis ve diğer yetkililer de ırkçı olarak sınıflandırılabilir mi? Alman olmayan, beyaz olmayan, hıristiyan olmayan ya da yerleşik olmayan grubundaki kişiler cezalandırılacak kişiler sayılır mı? Gerçek: Almanya’da polis teşkilatında, savcılıkta, Anayasa Koruma Örgütü’nde ve de İçişleri Bakanlığı’nda sistematik kurumsal ırkçılık vardır.
        İngiltere’de 1990’ların başlarında Stephen Lawrence ırkçılık nedeniyle öldürüldü. Polis ve savcılık özensiz davranmıştı, kanıtlar araştırılmamıştı, tanıklar sorgulanmamıştı. Siyah İngiliz toplumunun ve kurbanın yakınlarının protestosu karşısında bir araştırma komisyonu kuruldu. Sonuçta, polisteki kurumsal ırkçılığın sistematik olduğu saptandı. Bunun sonucunda da kapsamlı karşı önlemler uygulamaya konuldu.
        Almanya’da ırkçı cinayetlerden sonra polisin pek çok benzer davranışlarına rağmen, Glet’in yargı araştırmalarına (2010) kadar polis teşkilatındaki kurumsal ırkçılığa ilişkin sistematik bir araştırma yapılmadı. Amadeu Antonio Vakfı (2012) ırkçı ve aşırı-sağcı cinayetlerde polisin ve savcılığın “mazeretçiler karteli” gibi hareket ettiğini söylüyor. İngiltere’deki Stephen Lawrence cinayeti ve ırkçı soruşturma yöntemlerine benzer ırkçı saldırılar ve cinayetler ve de profesyonel olmayan ırkçı polis uygulamaları Almanya’da da mevcuttur. (Örneğin, 2006’da Postdam’da Ermyas Mulageta saldırısına ilişkin olarak bkz. http://www.faz. net/aktuell/politik/inland/deutsch-aethiopier-ermyas-m-potsdamer-ueberfallopfer-ausser-lebensgefahr-1331001.htm ve diğer ırkçı saldırılar; bkz. Amadeu-Antonio-Stifung 2012). Bu, ırkçı cinayetlerde ya da nüfusun bir bölümüne yönelik cinayet girişimlerinde olduğu kadar, aynı zamanda polis memurlarının ırkçı şiddet ve öldürme olaylarında ya da cinayetleri (örneğin, Dessau’da Oury Yallon’un polis karakolundaki hücrede öldürülmesi) için de geçerlidir (bkz. Jakob 2013: http://www.taz.de/Kommentar-Justizversagen-Fall-Oury-Jalloh/!127384/). Federal Almanya’da polis ve Federal Sınır Muhafızları (Bundesgrenzschutz) tarafından yapılmış ırk profiline uyan uygulamalar var. İnsanlar ırkçı ölçütlere göre bölünmüş ve beyaz olmayan kategorisindeki kişiler sistematik olarak şüpheli kabul edilmiş ve kontrol edilmiştir. Bu, bugün ABD’de Ferguson’da silahsız bir siyah gencin beyaz bir polis memuru tarafından öldürülmesinde tartışılan bir uygulamadır.
        Irkçı polis uygulamalarına ve ırkçı polis şiddetine ilişkin sayısız örneklere rağmen Almanya’da şimdiye kadar ırkçılık ve ırkçı polis şiddeti üzerine Stephen Lawrence soruşturmasına eşdeğer bir sistematik araştırma yapılmamıştır. Almanya’da polis teşkilatında ve diğer kurumlarda kurumsal ırkçılık sorununu açıklığa kavuşturmak için hazırlanan soruşturma komitelerinin raporlarında neler göze çarpmaktadır?


    I. Federal Meclis’in 2013 Sonuç Raporu ve
    Kurbanların Avukatlarının Açıklamaları


        Irkçılık sorununu açıklığa kavuşturmak için önce Federal Meclis’in NSU Nihai Raporu‘nu (2013) ele almak gerekir.
        Alman Federal Meclisi’nin sonuç raporunda partilerüstü şu ortak değerlendirme yapılmıştır: “Bu eylemlerin engellenememesi ve faillerinin tespit edilememesi Alman güvenlik ve soruşturma kurumları için utanç verici bir yenilgisidir.”
        Polis sadece Türklere kimin silahı olduğuna ilişkin sorular sormuştur. Oysa milliyeti ne olursa olsun, gerçek alıcıyı bulmalıdır.
        “Ceská cinayet dizisinin dokuz kurbanı soğukkanlılıkla ve insanlık dışı bir şekilde ırkçı güdüyle öldürülmüştür. Fail, bombalı saldırı kurbanlarıyla nereden geldiklerine ilişkin konuşmuştur. Dokuz erkek, derisinin rengi nedeniyle, adları yüzünden ya da anadilleri için, sözde Alman olmayan insanları temsilen öldürüldü.”

    NSU Cinayetleri


        Yorum
        Sadece göç geçmişine sahip Türkler seçildi. Bu cinayetlerin aşırı-sağcı ya da ırkçı cinayetler olabileceğini, tüm olaylarda talimatlara uyulmadığını çok az sayıda yetkili dile getirdi, ama bunlar da eleştirildi. Ayrıca soruşturma, suç mahallinin yakınında bulunanları olağan şüpheliler olarak gören Romanlara ve Sintilere karşı polisin sistematik geleneksel çingene karşıtlığı içinde yapıldı. Onlar hiçbir şey yapmasalar da şüphelidirler. Sadece Roman ve Sinti oldukları için şüpheli kabul edilir ve sistematik olarak izlenirler.
        Soruşturma makamları, Federal Meclisin Nihai Raporu’nda özetlendiği gibi, Alman kategorisindeki kişiler adeta sorgusuz-sualsiz bir tarafa konulmuş, Türk kategorisindeki kişiler, Romanlar ve Sintiler gibi (Almanya’da devlet tarafından tanınan en eski ve en büyük azınlıklar) genel şüpheliler olarak diğer tarafa konulmuştur. Ve göçmen toplulukları içinde yapılan tüm araştırmalar başarısız olmasına rağmen, bu araştırmalar genişletilerek sürdürüldü ve diğer izler, yani ırkçı/aşırı-sağcı kişiler ya da gruplara yönelik izler, hem de göçmen olmayan kişiler ya hiç araştırılmamış ya da çok az araştırılmıştır.
        Bu araştırma uygulaması açıkça kurumsal ırkçılık olarak tanımlanır, çünkü milliyetlerine, ırklarına göre kişiler tasnif edilmiş ve Alman olmayan kesimler sistematik olarak kriminal kabul edilmiş, Alman olarak kategorize edilen kesimler hiç şüpheli olarak görülmemiş ve takip edilmemiştir.
       
        NSU Cinayet Serisinin Kurbanlarının Avukatlarının İddiaları
        NSU cinayetlerin kurbanlarının avukatları NSU cinayetleri üzerine Federal Meclis raporunun açıklanması üzerine bir bildiri yayınladılar (http://www.netz-gegen-nazis. de/artikel/nsu-nebenklagevertreter-kritisieren-abschlussbericht_2208; Recherchedatum 23.08.2014). “Soruşturma makamları, münferit memurların zihniyetleri ve kişisel niyetlerinden bağımsız olarak, kendi kurumsal mantıklarını, normlarını ve değerlerini takip etmektedirler. Bunların ırkçı sonuçları NSU’nun cinayet ve saldırılarına ilişkin soruşturmalarda da görülmektedir.”


    II. Thüringen Eyalet Meclisi’nin Sonuç Raporu


        21 Ağustos 2014’de Thüringen Eyalet Meclisi’nin “Sağ Terörizm ve Resmi Kurumların Tutumu“ başlıklı sonuç raporu açıklandı. Rapora şöyle giriş yapılıyor:
        “Biz mağdur yakınlarından ve Köln’deki bombalı saldırıda ağır yaralanan 23 kişiden kendilerine karşı gösterilen ırkçı şüphe ve suçlamalar için özür diliyoruz. Onlara baş sağlığı diliyoruz. Irkçılıkla mücadele ve her türlü aşırı-sağın bastırılması bizim ortak taahhüdümüzdür.
        Umut ediyoruz ki, en kısa zamanda ve tutarlı bir şekilde, her suçlu ve tüm diğer kişilerin, bilinçli ve istekli bir şekilde NSU’nun eylemlerine katkı veren ya da suçlarına yataklık eden herkesin ve –muhtemelen– cezalandırmayı engelleyerek suça ortak olanların hukuk devleti ilkesine uygun mahkumiyetleri gerçekleşir.
        Biz, gelecekte de Thüringen’de, NSU’nun işlediği suçları ve onların destekçilerini aydınlatmak konusunda her türlü çabayı göstermede kararlıyız. Bu aydınlatma, güvenlik ve kolluk makamlarının sorumluluğuyla sınırlı değildir.“
        1.900 sayfalı raporun sonunda soruşturma soruları yanıtlanmaktadır:
       
        Diğer şeylerin yanı sıra eyalet hükümetinin yanlış değerlendirmesi Thüringen’de aşırı-sağcı yapıları ve onların ortaya çıkmasını ne ölçüde teşvik etti?
        “Militan aşırı sağcı yapıların oluşması pek dikkat uyandırmadı, daha doğrusu uygun biçimde değerlendirilmedi ve hafife alındı. Bunun yerine, toplumun belli bölümlerinde, siyasi karar vericilerde, ayrıca belediye ve eyalet kurumlarında vahim önemsizleştirme eğilimleri ve sağ eylemlerin depolitizasyonu söz konusuydu. (...) Yargı alanında sağ kanat suçlarında mahkumiyet verilmişse de. (...) aşırı-sağ kanadın artan radikalleşmesi görülmedi ve yeterli siyasal önlemler alınmadı.“
        “Aşırı-sağın doğrudan oluşumuna ya da yapıların kuruluşuna ilişkin soruşturma komisyonu kanıt bulamadı. Ancak bu gibi yapıların Thüringen Anayasa Koruma Eyalet Örgütü (TLfV/Thüringer Landesamt für Verfassungsschutz) tarafından dolaylı bir şekilde desteklenip yataklık edildiğine dair yeterince neden vardır. Anayasa Koruma Kurumu’nun muhbiri Tino Brandt‘a, maddi kaynakların yanında yüksek primler verilmiştir. Bu para ve maddi kaynaklar, Thüringen Heimatschutzes’in (THS) oluşumda kullanılmış, seyahatlerin, propaganda malzemelerin ve eylemlerin finansmanını sağlamıştır.
        Garaj aramasının sonrasında ve Böhnhardt, Mundlos ve Zschäp’ın ortadan kaybolmasının ardından gerçekleştirilen aramalarda vahim düzeyde dezenformasyon, hatalı örgütlenme, normal uygulamalardan sapmalar, umut verici izlerin peşine düşülmemesi ve izlerin ihmal edilmesi öylesine korkunç boyuttadır ki, komisyonun sadece ‘talihsiz koşullar’dan, ‘hatalar’dan ya da ‘eksiklikler”den söz etmesi olanaklı değildir. En iyi ihtimalle, bu saptanan kapsamlı başarısızlığın arkasında, o sıradaki diğer görevleri, belki de o gün için aranan üç kişiyi bulma görevinden daha ilgi çekici bulmuş olmaları yatmaktadır.
        Yapılan yanlışlar ya da verilmemiş kararlar ve basit standartlara uyulmaması hedef sabotajı yapıldığı ve kaçakların bulunmasını bilinçli olarak engellendiği şüphesini yaratmaktadır. 1998-2003 tarihlerinde faaliyetlere katılanlar soruşturmaya dahil edilmemiş olmaları da bir felaket olarak kabul edilmelidir. Kaçakların ikametlerinin araştırılması ve kaçakların banka soygunuyla ilgili bağlantı ve hazırlıkları gibi önemli bilgilerin geçiştirerek, Anayasa Koruma Kurumu en azından dolaylı biçimde kaçakları korumuştur.”
       
        Konunun aydınlatılması için tüm olanaklar kullanılmış mıdır?
        “Hayır. TLKA (Thüringer Landeskriminalamt/Thüringen Eyaleti Suç Araştırma Dairesi), kaçakların aranmasını hedef soruşturma birimine ve Anayasa Koruma Örgütü’ne bırakmış ve kendi devlet güvenlik bölümünde göreve aykırı biçimde ne sonuçları ve bilgileri birleştirmiş ne de gerekli değerlendirmeleri ele almıştır. (…) Soruşturmaların sürekli izlenmesi ve birlikte sürdürülmesi gerçekleştirilmemiştir.”
       
        Thüringen Anayasa Koruma Kurumu bu üç kişinin Ocak 1998’de ortadan kaybolmasına yardım etmiş midir ya da bilgisi var mıdır? Yanıt evet ise, bunu nasıl ve hangi güdülerle yapmıştır? Ayrıca yasal olarak bunu yapmaya hakkı var mıdır?
        “Kaçakların saklanmasına ilişkin Thüringen Anayasa Koruma Örgütü’nün doğrudan katılımına ilişkin bir kanıt bulunmuyor. Ama Thüringen Anayasa Koruma Örgütü’nden gelen bilgiler ve kendi araştırma önlemleri sorular doğuruyor.
        Kaçakların kısa süre sonra ortadan kaybolmalarının ardından Thüringen Anayasa Koruma Örgütü, Suç Araştırma Dairesi‘ne kaçakların ABD‘ye gitmek amacıyla Belçika yolunda ya da Belçika’da olduklarını bildirdi. Bunun yanlış bir bilgi olduğu sonradan ortaya çıktı. Bu yanlış bilginin nasıl ve neden ortaya çıktığı açıklığa kavuşturulamadı.”
       
        Sahte pasaport alımı için para kullanıldı mı?
        Para, sonuçta pasaport için kullanılmadı, ama Ceska’nın satın alınmasında kullanılan para göz ardı edilmemelidir. Bu da cinayetlerde kullanılan silahı oldu.

    NSU Cinayetleri


       
        Üçlünün çevresinde istihbarat ajanları var mıydı?
        “Bu sorunun yanıtı açıktır: Üçlünün çevresinde bazı istihbarat ajanları vardı”
       
        Kurumlar arasındaki bilgi paylaşımı nasıldı?
        “Thüringen Eyaleti Suç Araştırma Dairesi ile tekil bilgilerin aktarılmasının yanı sıra düzenli haberleşme söz konusuydu, ama özel olarak Thüringen İçişleri Bakanlığı‘na aktarılmamıştır. (...) Daha önce görüldüğü gibi, yürürlükteki yasa ve polis soruşturma önlemlerinin ayırma kuralı, AI3’ün yorumuna göre Thüringen Anayasa Koruma Örgütü’ne yetki verir. Diğer taraftan Thüringen Anayasa Koruma Örgütü, kendi “altındaki” Thüringen VSG’si üzerinde de yetkiye sahiptir. Kolluk güçlerine bilgi aktarma konusundaki takdir yetkisini hatalı kullanmış ve suçluların para ve silah teminiyle ilgili bilgileri yönergelere aykırı olarak kolluk güçlerine vermemiştir.
       
        Bönhardt tutuklanabilir miydi ve tutuklanmalı mıydı?
        “Soruşturma komisyonu, garaj aramasındaki eksiklikleri ayrıntılı olarak ele almış ve Uwe Böhnhardt’ın o zamanlar tutuklanabileceği ve tutuklanması gerektiği sonucuna varmıştır.”


    III. Raporun Analizi ve Yorumu Kurumsal Irkçılık Sorunu


        Thüringen Eyalet Kriminal Dairesi’nin ve Eyalet Anayasa Koruma Örgütü’nün yaptığı yanlış tahminler, ihmaller ve kural ihlalleri listesi etkileyicidir. Patlayıcı madde ile donanmış ve muhtemelen silahlı olan sağcı teröristlerin mümkün olmasına rağmen ve ortaya çıkmışken, polis, savcılık, anayasa koruma örgütleri ve içişleri bakanlığının yürüttüğü soruşturma, hem federal ölçekte hem de bazı eyaletlerde yapılan ırkçı sınıflandırma mantığı ve uygulamaları nedeniyle, aşırı-sağcı kişilerin birçok kez yakalanamamasına yol açmıştır.
        Heribert Prantl‘ın Süddeutsche Zeitung gazetesindeki şüphesi korkunç boyuttadır (bkz. http://epaper.sueddeutsche.de/app/service/epaper-mobil/article.php?id=197505&etag=1408744800; erişim tarihi 24.08.2014).

          “Devlet suçludur, en azından kayıtsızlıktan suçludur. Eyalet Anayasa Koruma Örgütü engellememiş olsaydı, NSU cinayetleri önlenebilirdi. Anayasa koruma örgütü aranan ve kaçak neo-nazilerin yeraltında kalma olanağını sağladı. Neo-nazi grubunu polis soruşturmalarına dair uyardı. Bu grupla hukukçuların gizli anlaşma dedikleri biçimde çalıştı. Anayasa Koruma Örgütü örtbas etti ve gizledi. Kurumlara ceza verme yetkisi olsaydı, bu Anayasa Koruma Örgütü en yüksek cezayı, yani dağıtılmayı hak ederdi. Ya polis? Soruşturulması gereken yerde soruşturma yapmadı. Görmemezlikten gelme havası esiyordu. (…) Soruşturma komisyonunun inceleme sonuçları gösteriyor ki, işin içinde memurlara karşı şüpheden daha ötesi var. En önemli şüphe, takibin engellenmesi ve ceza gerektiren suç ortaklığıyla ilgili.” (Prantl 2014: Süddeutsche Zeitung 23./24. August 2014, s. 5)

        Ve Taz gazetesinin genel yayın yönetmeni Andreas Rütenauer şöyle yazıyor:

          “Ve Thüringen‘de açığa çıkan tüm bu çılgınlığa rağmen bir soru hala açıkta kalıyor: Resmi kurumlar, kurban grubu başka olsaydı aynı davranır mıydı? Gelin ırkçılık üzerine konuşalım.” (http://www.taz. de/!144643/ Kommentar NSU-Ausschuss in Thüringen; Zugriffsdatum 24.08.2014)

        Polis, Anayasa Koruma Örgütü, savcılık ve İçişleri Bakanlığı göçmen olmayan kurbanlara karşı farklı hareket ediyor mu sorusu “Evet” olarak yanıtlanmalıdır. Bu açıdan bakıldığı zaman Almanya’da poliste ve resmi kurumlarda sistematik kurumsal ırkçılık vardır.
        NSU cinayetlerinin kurbanlarının avukatları bir bildiriyle şunları açıkladılar:

          “Biz, her şeyden önce müvekkillerimizden, eylemlerin ardından uzun yıllar boyunca nasıl bizzat soruşturmaların odağında kalmak zorunda olduklarını öğrendik.
          – Kurban yakınları ve yaralılar, soruşturma makamlarının sistematik başarısızlığının kurumsal ırkçılığa dayandığı hususunun siyaset tarafından da tanınmasını talep etmektedirler. Sorun açıklıkla ifade edilmelidir. Bunun dışında her şey göz boyama olacaktır. Cinayetler önlenebilirdi.
          – Gelecekte her şiddet suçunda, şayet soruşturma makamları olayda ırkçı ya da neo-nazi zihniyetli bir motif bulunmadığı görüşüne varmışlarsa, bu husus zamanlıca ve tutarlı bir şekilde kayda geçirilmeli ve gerekçelendirilmelidir.
          – Tüm polis memurlarının, kurumsal ve bireysel ırkçılığa karşı koyucu bir eğitim almasını ve bu bağlamda mesleki yeterliklerinin sürekli olarak geliştirilmesini talep ediyoruz. Ayrıca eyalet polis teşkilatlarında, belirli çevrelere ilişkin bilgi sahibi olan (özellikle sağcı şiddetle ilgilenen ve “devlet düzeninin korunması ile ilgili suçlar”a ilişkin genel bölümlerin yerine geçen) uzman bölümlerin yeniden yapılandırılmasını ve bu bölümlerde personel değişikliğine gidilmesini talep ediyoruz. Bu soruşturma grupları gelecekte, sağcı arka planının ihtimal dışı tutulamadığı olaylarda zorunlu olarak soruşturmalara müdahil edilmelidirler.
          – Savcılıklarda, sağcı şiddet olayları bağlamında eğitilmiş ve bilhassa bu olaylardan sorumlu yeni bölümler oluşturulmalıdır. Genel anlamda “siyasi motifli” suçlardan ya da polis memurlarının işlediği veya polis memurlarına karşı işlenen suçlardan sorumlu bölümler kesinlikle yeterli değildir.
          – 1990 yılından bu yana sağcı şiddet kurbanı olanlar, Amadeu Antonio Vakfı ile “Zeit” ve “Tagesspiegel” gazetelerinin listelerine göre eksiksiz olarak “sağcı şiddet kurbanları” olarak tanınmalıdırlar.
          – Sağcı şiddet kurbanlarına danışmanlık hizmeti sunan kurumlar muhafaza edilmeli, Almanya geneline yayılmalı ve teşvik edilmelidirler.
          – Soruşturma makamları tarafından kurumsal ya da bireysel ırkçılığa maruz bırakılmış kişiler ya da “muhbir”ler için federal düzeyde ve eyaletler düzeyinde bağımsız muhatap niteliğinde kontrol heyetleri oluşturulmalıdır. Bu heyetler meclis tarafından görevlendirilmeli ve bunlara etkin kontrol yetkileri verilmelidir.

        Şimdiye kadarki hareketsizliğe bakacak olursak, bu tanının karşı önlemlere yol açıp açmayacağı ideal İngiltere’yi örnek aldığımız zaman şüphe uyandırıyor. Sorunu çözme şansının zamanı yine de geçmemiştir. Tam tersi. Özellikle Thüringen NSU Raporu köklü değişim için çok iyi kanıtlar sağlıyor. Bu şansı kullanmayan her kimse, şimdiye kadar gerçekleştirilen insanlık dışı ırkçılığı ve eşitsizliği sürdürmüş olur.
       
       
       
        Kullanılan ve diğer kaynaklar
        Amadeu-Antonio-Stiftung 2012: Das Kartell der Verharmloser. Wie deutsche Behörden systematisch rechtsextremen Alltagsterror bagatellisieren. Berlin
        Deutscher Bundestag 2013: Deutscher Bundestag Drucksache 17/4600. 17. Wahlperiode 22. 8. 2013 Beschlussempfehlung und Bericht des 2. Untersuchungsausschusses nach Artikel 44 des Grundgesetzes. Berlin
        Jakob, Cristian (2013): Rechtsstaat, was machst du? Taz http://www.taz.de/Kommentar-Justizversagen-Fall-Oury-Jalloh/!127384/
        Glet, Alke (2010): Sozialkonstruktion und strafrechtliche Verfolgung von Hasskrimininalität in Deutschland. Eine empirische Untersuchung polizeilicher und justizieller Definitions- und Selektionsprozesse bei der Bearbeitung vorurteilsmotivierter Straftaten. Berlin
        Landtag Thüringen (2014): Bericht "Rechtsterrorismus und Behördenhandeln" (Zugriffsdatum 23.08.2014) Dieser kann unter folgendem Link heruntergleaden werden: http://www.thueringer-landtag.de/landtag/aktuelles/data/80919/index.aspx 21.08.2014
        McPherson Report (1999): The Stephen Lawrence Inquiry Report of an Inquiry by Sir William MacPherson of Cluny, recherchiert am 21.06.2003, in: http://www.archive.official-documents.co.uk/document/cm42/4262/4262.htm