Die Gaste
İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
ISSN 2194-2668
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)


  • ÖNCEKİ YAZI
  • SONRAKİ YAZI
  • 35. Sayı / Ocak-Şubat 2015



    Die Gaste 35. Sayı / Ocak-Şubat 2015

     
     

    Die Gaste

    İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE

    ISSN: 2194-2668

    DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN
    İNİSİYATİF

    Yayın Sorumlusu (ViSdP):
    Engin Kunter


    diegaste@yahoo.com

    Bir Belgesel Film:
    Zülfü Livaneli
    Doğu ile Batı Arasında Bir Ses

    Zülfü Livaneli




        Bremenli belgesel film yönetmenleri Orhan Çalışır, Cengiz Kültür ve Dirk Meissner’in başarılı bir belgesel film çalışması olan “Zülfü Livaneli-Doğu ile Batı Arasında Bir Ses” 2014 yılı Şubat ayında, Zülfü Livaneli’nin de bizzat katıldığı, her üç yönetmenin de bulunduğu Bremen’deki gala gösteriminin ardından Türkiye’deki film festivallerinde de seyirci ile buluşmaya devam ediyor. Bu belgesel film, Berlinale’nin ardından Türkiye’de de Adana Altın Koza ve en son Malatya Uluslararası Film Festivali gibi birçok film festivalinde izleyicilerle buluştu ve büyük beğeni topladı.
        Livaneli’nin çok tanınan “Ey Özgürlük” şarkısı Mayıs/Haziran 2013 yılındaki Gezi Parkı eylemlerinde en çok söylenen şarkı olmuştu. İşte bu belgesel film de tam Gezi Parkı eylemlerinde, polisin Taksim Meydanı’nda tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullanarak göstericileri kuşatmaya aldığı görüntülerle başlıyor. Filmde ayrıca, eylemlere birçok sanatçı ile birlikte destek vermek için Gezi Parkı’na giden ve orada bir de konuşma yapan Livaneli’yi kameraman Cengiz Kültür de kamerasıyla izliyor. Film daha sonra doğal olarak tanınmış sanatçının çocukluğundan günümüze dek olan yaşamından kesitlerle devam ediyor. Asılsız uyduruk bir suçlama ile tutuklanması, 12 Eylül döneminde yurt dışındaki sürgün yılları, uluslararası barış ve dayanışma konserlerinden başka, Yaşar Kemal, Alman sinema oyuncusu Armin Müller-Stahl, politikacı Claudia Roth, Yaşar Kemal’in ünlü romanından beyaz perdeye uyarladığı “Yer Demir Gök Bakır” filminin prodüksiyonunu da yapmış olan Peter Schulze, Rutkay Aziz, Maria Farantouri, Yaşar Kemal’in romanlarını Almancaya çeviren Cornelius Bischoff gibi daha birçok dostları ve yol arkadaşları ile yapılan söyleşilerle hayat hikayesi, Almanya’daki en son verdiği konserlerine dek anlatılıyor.
        Türkiye’de 70’li yıllardan itibaren dört kuşağın şarkılarıyla büyüdüğü çok yönlü ve çok yetenekli bir sanatçı Livaneli, şarkıcılığının yanı sıra, müzisyen, yazar, sinema yönetmeni, politikacı ve UNESCO barış elçiliği gibi görevleri de başarıyla yürüttü ve yürütmeye de devam ediyor. 30’a yakın film müziği yapan Livaneli’nin bugüne dek 10 tane de romanı yayınlandı. Almanya’da ise “Boğazdaki Bir Avrupalı” biyografisinden sonra dokuzuncu romanı “Serenad” da Almanca olarak yayınlandı. Kitaplarının birçoğu Japoncadan Bulgarcaya kadar 30’a yakın dile çevrildi.
        “Almanya ve Livaneli” denilince bu konuda birkaç söz söylemek gerekir.
        Livaneli, konserleri, filmleri ve edebiyat akşamları ile Almanya’da tanınıyor. Seviliyor, beğeniliyor. Zülfü Livaneli’nin 2013 yılında Bremen’de Maria Farantouri ile birlikte verdiği konsere 700’e yakın kişi katıldı. Konsere gelenlerin yarıya yakını Almanlardı ve onun her konserinde olduğu gibi konsere katılanlar konserin başlamasıyla birlikte hemen onun doğal korosu oldu. Bremen’deki konserde de Alman izleyiciler hemen hemen her şarkısını birlikte söylediler.
        O yüzden buradan tüm öğretmen arkadaşlara mütevazı bir çağrım olacak:
        Çok başarılı bir çalışma olan “Zülfü Livaneli-Doğu ile Batı Arasında Bir Ses” belgeseli, Almanya’da başta orta öğretimdeki Türkçe dersleri olmak üzere, üniversitelerdeki ve halk yüksek okullarındaki Türkçe kurslarında bir ders konusu gibi ele alınıp gösterilmesi gereken önemli bir film çalışması.
        Bunu iki nedenden dolayı biraz açıklamak gerekir: Birincisi Türkiye’deki demokrasi ve özgürlükler yönünden tartışmalar yapmak, eleştiri ve tartışma kültürüne katkı sağlamak ve olumsuzluklar varsa onları kapatmak yerine eleştirel bakarak toplumun gelişmesine katkıda bulunmak açısından olmalı. İkincisi ise lisedeki bir öğrenci, hatta burada doğup büyüyen tüm gençler “Türkiye ve kültür” denilince akla sadece Türkiye’nin yemek ve turizm kültürünün değil; müzikte, edebiyatta, sinemada ve sanatın birçok dallarında Zülfü Livaneli gibi Türkiye kökenli daha nice değerlerin olduğunu gururla ve kıvançla söyleyebilmeli. Örnek verebilmeli. Hiç eziklik ve burukluk duymadan. İçinde yaşadığımız çok kültürlü bir toplum olan Almanya’da da kültür, sanat ve edebiyat alanında Livaneli, N. Bilge Ceylan, O. Pamuk gibi, uluslararası düzeyde daha birçok böylesine değerlerin bulunduğunun ve buradaki kültür-sanat yaşamına da bir katkı sunarak bunun ne kadar büyük bir zenginlik yarattığının bilincinde olabilmeliler. Farklı kültürden insanlar içine kapanarak veya başka kültürden olanları dışlayarak veya küçümseyerek değil, aklın ve bilimin yol gösterdiği evrensel ortak değerlere birlikte sahip çıkarak, karşılıklı saygı temelinde insanlığın barış, hoşgörü ve insan sevgisine dayalı geleceği hedef alınarak birlikte yürünmeli.
        Onun için nerede olursa olsun Türkçe dersi veren tüm öğretmen arkadaşlara tavsiyede bulunmak istiyorum: Filmi temin edip sınıflarınızda gösterip üzerinde tartışabilirsiniz. Ayrıca filmin yönetmenlerini okulunuza, sınıfınıza davet edip, söyleşiler ve okumalar yaparak birlikte filmi izleyip tartışabilirsiniz. Daha önce de Almanya’daki bazı televizyon kanalları için başarılı belgesel filmler yapan film yapımcıları (örneğin “Heimaterde”, ARD) iki yılı aşkın sürelik bir uğraş sonunda yine çok başarılı bir çalışma ortaya koymuşlar.
        Film daha başlar başlamaz, “İyi ama bu film Türkiye’yi kötülüyor !” diye önyargılı ve peşin hükümlü düşünenler de olacaktır elbette. Bunu, bazı büyüklerimizin işaret parmaklarını göstererek her zaman yaptıkları bir tepki olarak algılamalıyız. Bu ve buna bezer film ve kitaplarda aslında Türkiye kötülenmiyor, aksine daha ileriye gitmesi için bugüne dek sürüp gelen kötülüklerin, olumsuzlukların artık bir daha olmaması için ve Türkiye’nin 21. yüzyılda demokrasisi, özgürlükleri ve kültürüyle çok daha ilerde olması gerektiğinin bilinciyle eleştiri yaparak, tartışarak ve her türlü görüşü saygıyla karşılayıp karşılıklı diyalog kültürü yaratarak daha ileriye ulaşmalıyız...
        Yoksa ya yerimizde sayarız ya da daha geriye gideriz ki, bunu çağımızda artık hiç bir ülke hak etmiyor; bizim geldiğimiz ülke, kökenimiz olan Türkiye de ...
         
        (Not: Eğer okuyuculardan filmi temin etmek isteyenler veya film yapımcılarını derneklere, okullara, üniversitelere davet etmek isteyenler olursa yönetmenlerden Orhan Çalışır ile e-posta üzerinden ilişkiye geçebilirler: calisir@gmx.net)
       
        İmdat Ulusoy