Die Gaste
İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
ISSN 2194-2668
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)


  • ÖNCEKİ YAZI
  • SONRAKİ YAZI
  • 39. Sayı / Kasım-Aralık 2015



    Die Gaste 39. Sayı / Kasım-Aralık 2015

     
     

    Die Gaste

    İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE

    ISSN: 2194-2668

    DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN
    İNİSİYATİF

    Yayın Sorumlusu (ViSdP):
    Engin Kunter


    diegaste@yahoo.com

    Güncel Gelişmeler Nedeniyle
    "Yanlış Yansıtma"ya İlişkin
    Bazı Düşünceler
    [Einige Überlegungen zur "falschen Projektion" aus aktuellem Anlass]



    Tobias STUDER






        Yanlış yansıtma kavramı, Teodor W. Adorno ile Max Horkheimer’in “Aydınlanmanın Diyalektiği”ndeki “Anti-Semitizmin parçaları” adlı makalesinden gelmektedir. İlk kez 1944’te yayınlanan yapıtta toplumun medeniyet ile barbarlık arasındaki tehlikeli gelgitler anlatılmaktadır. Yahudi soykırımının etkisi altındaki yazarlar, modern toplumun, aydınlanmayı insanileşmede kullanmak yerine, insan hayatının baskı altına alınmasına ve yıkımına yol açacak barbarca koşullar için kullanılması korkunç olgusunu incelemişlerdir.
        Böyle bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini, Adorno ve Horkheimer, başka unsurların yanı sıra “yanlış yansıtma” süreciyle açıklıyorlar.
        Algılamanın her zaman yansıtma içerdiğinden yola çıkarak, yansıtmanın her insanın çevresiyle ilişkide yerine getirmesi gereken bir fiil olduğu anlaşılır. Bireyin kendi algı dünyasıyla, dışarıdaki dünya arasında köprü kurulması, dış dünyanın çok yönlülüğünün belli bir şekilde bireysel algı dünyasında dış dünyanın şekillendiği kaçınılmaz bir fiil olarak ortaya çıkar. Bu tek tek insanların kendi kategorilerini ve düşünce şekillerini kullanarak ortaya çıkardığı bir yansıtmadır. Bu süreçte, kişisel öznel kategoriler ve düşünce şekillerinin bilincinde olunmasıyla, yansıtma performansı bilinçli olarak gerçekleşebilir. Adorno ve Horkheimer, bireysel kategorilerle dış dünya arasındaki geçiş düşünceye düzeyine getirilmesi halinde “bilinçli yansıtmadan” söz etmektedirler.

          “Uzlaşma olasılığı kendini ne tartışmasız kesinlikte düşünceden, ne de algı ve olgunun kavramlaşmadan önceki birliğinde değil, kendi yansıtılmış karşıtında ilan eder”. (Horkheimer ve Adorno 1997 -1969- s. 214).

        Yansıtma, karşıdaki, daha doğrusu çevre, kişisel algıya benzetilmeye çalışıldığından yanlıştır. Bilinçli yansıtma ise, kendini çevreye benzetmek isteme ve karşıdakinin özelliklerini koruması sürecini anlatır. Adorno, bu kavrayış türünü, sevgiyle betimlemiştir. Sevgi, farklı olanda, farkı ortadan kaldırmaksızın aynıyı algılar.
        “Mimesis” kavramı, karşıdakiyle ilişkiye izin vererek, ötekini taklit ederek, ondan öğrenme sürecini tasvir eder. Yanlış yansıtma, bu yansıtma performansının işlevini dışlayarak, karşıdakine ağırlıklı olarak, bireyin kendisinde izin vermeye cesaret edemediği eğilimleri atfeder. Psikoanalitik anlamda, toplumsal olarak yasaklanmış eğilimlerin karşı tarafa aktarılmasına yol açar. (Horkheimer ve Adorno 1997 -1969- s. 217). Bu sayede kendilerine somut özellikler atfedilen başka insan gruplarına yansıtmalar gerçekleşir. Bu, özellikle o ana kadar haksız olarak algılanan sınırlamalarla bağlantılı bölümler üzerinden gerçekleşiyor:

          “Zorunluluk içinde yansıtan öz, bireysel mutsuzluğundan başka bir şey yansıtamaz, ki o da kendi içinde barındırdığı nedenden yansıtma işlevi içinde koparılmıştır”. (Horkheimer ve Adorno 1997 -1969- s. 217).

        Bireysel mutsuzluğun gerçek nedeni tespit edilememektedir, oysa somut gruplar, bireysel başarısızlığın dikkat dağıtıcı gerekçesi olarak, yansıtmada son derece uygun düşerler. Günlük durumlara dayanılarak yanlış yansıtmaya maruz kalan insan grupları, çoğunlukla başka gruplarla yer değiştirebilirler. Ancak güncel olarak yanlış yansıtmanın objesi halinde gelen insanların, ağırlıklı olarak adaletsiz hayat koşullarındakiler olduğunu görürüz. İsviçre’de bu, sağ tutucular tarafından desteklenen “sosyal yardım beleşcileri”, “sahte sakatlar”, vb. gibi devlet yardımı alanları potansiyel olarak kötülemeye çalışan tartışmalarda kendini göstermektedir (Eleştirisi için bkz. Hassler 2006, Wyss 2007). Bu bakış açısı gittikçe genel olarak İsviçre’ye göç edenleri, ağırlıklı olarak da mültecileri kapsamaktadır. İnsanları belli kategorilere ayıran bir düşünce tarzı sabitleşiyor: mülteci, siyasi mülteci, ekonomik mülteci vb. Durumu bütünüyle kavramaya çalışmayan, onun yerine kendi bakış açısınıda aynı zamanda güçlendiren bir düşünce tarzı. “Olayın özüne inip, ilerlemek yerine, bütün düşünce parçalanmış yargının ümitsiz hizmetine giriyor (Horkheimer ve Adorno 1997 -1969- Sf.220).
        Olayın özüne varmak için, mültecilerin somut yaşam koşullarıyla ilgilenmek, kaçış konusundaki bireysel algının ötesinde bir bilinç oluşturmak, gerçek deneyimlere izin vermek ve enerjiyi stereotipleri ve klişeleri yeniden üretmeye harcamaktan vazgeçmek gerekir. Eleştirel Teori, yanlış yansıtma kavramıyla kendi yaşam koşullarına yasaklanmış duygusal kımıldanmaları uyarlayamayan insanları temel alıyor. “Toplumsal baskı, belli duygusal kımıldanmaları ve istekleri, örneğin eve ve işe zincirlenmiş olmama isteği gibi, düşünsel olarak irdelemeyi yasaklıyor. Öyle ki, onları görmezden gelmek gerekiyor” (Wyss 2015).
        Güncel olarak gözlemlemenin mümkün olduğu ırkçı ve ukusalcı eğilimli yakıştırmalar ve aşağılamalar nedeniyle bu gelişmeleri yanlış yansıtma bakış açısından aydınlatmak zorunluluk oluşturuyor. Buradan siyaset ve pedagoji için en azından, basitleştirilmiş kategorileşmelere bulaşmayan, teorik olarak temelleri sağlam, eleştirel bir uygulama için ipuçları çıkıyor. Ya da asla yeterli sıklıkta alıntı yapmanın mümkün olmadığı, Adorno’nun sözleriyle : “Eğitimden başlıca istem, Auschwitz’in bir daha asla var olmaması istemidir” (Adorno 1997 -1966- s. 88).
     
     
     
         
        Kaynakça
        Adorno, T. W. (1969). Minima Moralia. Reflexionen aus dem beschädigten Leben. Frankfurt/M: Suhrkamp.
        Adorno, T. W. (1997 (1966)). Erziehung nach Auschwitz. In T. W. Adorno (Hrsg.), Erziehung zur Mündigkeit. Vorträge und Gespräche mit Hellmut Becker 1959-1969 (S. 88-104). Frankfurt/M: Suhrkamp.
        Benjamin, W. (1987). Berliner Kindheit um neunzehnhundert. Frankfurt/M: Suhrkamp.
        Hassler, B. (2016). Arbeitsmarktfähigkeit unter Beobachtung. “Scheininvalidität“ in der Schweiz. In W. Aschauer, E. Donat & J. Hofmann (Hrsg.), Solidaritätsbrüche in Europa. Konzeptuelle Überlegungen und empirische Befunde aus dem deuschsprachigen Raum (S. 171-189). Wiesbaden: VS-Verlag.
        Horkheimer, M., & Adorno, T. W. (1997 (1969)). Elemente des Antisemitismus. In M. Horkheimer & T. W. Adorno (Hrsg.), Dialektik der Aufklärung (S. 192-234). Frankfurt/M: Suhrkamp.
        Wyss, K. (2007). Workfare. Sozialstaatliche Repression im Dienst des globalisierten Kapitalismus. Zürich: Edition 8.
        Wyss, K. (2015). Bewusste versus falsche (pathische) Projektion (2. Teil); publiziert am 7.2.2015. Retrieved from http://www.wyss-sozialforschung.ch/kommentare/kkkkommentare/k0110/index.html