Die Gaste
İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
ISSN 2194-2668
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)


  • SONRAKİ YAZI
  • ÖNCEKİ YAZI
    9. Sayı / Eylül-Kasım 2009



    Die Gaste 9. Sayı / Eylül-Kasım 2009

     
     

    Die Gaste

    İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE

    ISSN 2194-2668

    DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN
    İNİSİYATİF

    Yayın Sorumlusu (ViSdP):
    Engin Kunter


    diegaste@yahoo.com



    15 Yıl Radyo Kassel
    Radyo Kassel


    Talat KAYA





        Yerel bir radyo yayını olan Radyo Kassel, “Almanya’da yaşadığını hissedeceksin!” sloganıyla 12 yıldır amme hizmeti olarak Kassel’de yaşayan göçmenlere sesleniyor.
        Almanya’da yaşadığını hissetmek, burada olup bitenlerden haberdar olmak/ edilmek, gelişmelere kulak kabartmak, olup biteni merak etmek ve katılım için çaba göstermekle mümkün.
        Yarım yüzyıl devrildi ama, insanlarımız hala gettolarda yaşıyor. Kendisini getolarda güvende hissediyor. Yabancılara saldırıldığını duyduğunda “Türk Düşmanlığı “olarak yorumluyor. İstenmediklerini kabul ediyor. Bunu da çocuklarına, torunlarına anlatmayı kesintisiz sürdürerek, onları da bu kabulün tarafı yapıyor. Alman halkıyla paylaşacak hiç bir şeyi olmadığından emin. Yeni kuşak yabancılarla ilgili kötü şeyler yazdığına inandırıldığından, Alman gazetesi okumayacak kadar önyargılı. Nazilerin ırkçı olduğunu kabul ediyor ama, kendisinin taktığı üç hilalli kolyeyi ırkçılık olarak göremeyecek kadar kimlik problemi yaşıyor. Yarım yüzyıldır yaşadığı ülkeyi hala “gurbet” olarak algılıyor. Portekizliler, İspanyollar ve İtalyanlar çocuklarının geleceği için “Veli Dernekleri” kurarken, bizimkiler kuran kursu ve Türkçe okul istiyor. Türkiye’deki köyü, kasabası veya vilayeti için kalkındırma dernekleri kuruyor. Yatırımlarını bir türlü dönemediği, sohbetlerde de dönemeyeceğini kabul ettiği halde, Türkiye’ye yapmayı sürdürüyor. Türkiye’den emekli olmak için dolar bazında toptan ödemeler yapıyor. Yimpaş’larla, Kombasan’larla mağdur oldu ama, gönlü hala kazık yediği yerde. İşe gittiği, işsiz kaldığı, çocuklarının okula gittiği, meslek eğitim yeri bulma zorluğu yaşadığı, hayatın pahalandığı Almanya’daki durumla Türkiye kadar ilgilenmiyor. Almanya’da tartışılan asgari ücret, emeklilik yaşının yükseltilmesi konularını değil de Türkiye’deki asgari ücret ve emeklilik yaşı tartışmalarını önemsiyor. Göçmenlerle ilgili politik konularda otomatiğe bağlanmış standart ölçülere göre karar verme geleneği var. Bedeni burada ruhu Türkiye’de. Birinde doğan, birinde doyan iki vatanlı vatansız durumunda olduğunun farkında değil. İstenmediğine, küçümsendiğine, tanınmadığına, “adam yerine konulmadığına” inandırılmış yeni nesil geçmişini araştırmak için Türkçe kitaplar okuyor. Türkçesini geliştiriyor.
        Yapılan çeşitli araştırma ve kamuoyu araştırmaları, Türkiyeli göçmenlerin Almanya’yı vatanları olarak görmekte hala güçlük çektiğini gösteriyor. Türkiyeli göçmenlerin sadece yüzde 29’u Almanya’yı vatanları olarak benimserken, Almanya doğumlu nesilde bu rakam sadece yüzde 50’ye ulaşıyor. Türkiyelilerin yüzde 24’ü kendilerini tamamıyla yabancı hissediyor.
        Bu örneklere daha çok şey eklenebilir. Durumu anlamak için bu tasvir yeterli. Ne var ki bugün göçmenlerimizin Almanya’da oluşturduğu yaşama kültürü bir sonuç. Sonucun sebeplerini ortaya koymadan Türkçe yayın, Türkçe medya, Türkçe gazete gerekli mi sorusuna cevap vermek mümkün değil.
        Almanya’daki Türkçe gazeteler, yabancı düşmanlığını “Türk Düşmanlığı” olarak haberleştirerek, insanlara istenmeyenler olduklarını hissettirmek için özel ve hedefli bir çaba içinde. İzin döneminde yapılan haberlerin “Sıla yolu”, Sıla Yolunda Kaza” gibi başlıklarla verilmesi hem de 50 yıl sonra tesadüf olabilir mi? Yaklaşık 550 bin haneden oluşan insanlarımızın tek haber kaynağının bu gazeteler olması, yeni bir “Avrupalı Türkler Kültürü”nün oluşturulması için başlatılan basın mücadelesinin hedefine ulaşmasını kolaylaştırdı. Okuduğu haberlerle, derneklerde yapılan konuşmalarla istenmediklerine inandırılan insanlarımız da kurtuluş ve gelecek planını Türkiye’ye göre yapmaya başladı. Ev alarak, arsa alarak, küçük bir işyeri kurma hesabı yaparak, biriktirdiği dövizleri Merkez Bankası’na yatırarak, emeklilik için ödeme yaparak sürekli dönme umuduyla bavul üzerinde oturdu. Buranın sorunları “Almanların sorunları” olarak kaldı. Türkçe gazetelerin çabalarıyla deryada yaşayıp deryanın farkına olmayan insanlar haline getirildi.
        İnsanlarımızın bugün yaşadıkları bu gettolardan, onları ancak içinde yaşadıkları topluma güven duymaları için cesaretlendirecek, onların önemli oldukları duygusunu hissetmelerine katkı sunacak Türkçe yayınlar çıkarabilir.
        Bu nasıl bir Türkçe medya olmalı ki, göçmenler sokuldukları “İstenmeyenler Mahallesi”nden çıkabilsinler?
        Göçmenleri istenmeyenler ve bu ülkeye yabancı insanlar olarak gösteren değil, bu toplumun parçası olduklarına ikna eden bir yayın çizgisi izlenmeli. Bunun yolu da Almanca medyanın Türkçe konuşanını yapmaktır. Türkiye’den servis edilen zehirli haberler ve yayınlar dönemi tarihin çöp sepetine atılmalıdır. Sadece Türkiyeli müzisyenlerin, yazarların tanıtıldığı, “yabancı düşmanlığı ve uyum konusunda ne düşünüyorsun” sorularının sorulduğu değil; 67 yaşında emeklilik, Afganistan savaşı, esnek çalışma, KDV’nin artırılması, eğitim ve sağlık politikalarıyla ilgili görüşlerin yer aldığı; Almanya’daki yaşama katma perspektifiyle Türkçe yazan, konuşan bir medya oluşturulmalıdır. Okuyucu, dinleyici, izleyici yaşadığı ülkenin kültüründen, geleneğinden haberdar edilmelidir.
        Kendisi çalıp kendisi oynayan rolünden çıkabilmek için, özellikle göçmenleri yakından ilgilendiren namus cinayeti, kundaklama, ırkçı saldırılarla ilgili yapılan haberlerin Almanca’sı Alman medyasına ve ajanslarına da gönderilmelidir. Göçmenlerin bu konuda ne düşündüğünün Alman medyası tarafından bilinmesi ve tartışılması önemlidir.
       
        Bunu kim yapacak?

        Bu gerçek ve tehlikeleri gören, bunun değişmesi gerektiğinin farkında olan, “ihtiyaçları uykudan uyandırabilecek bir vatandaş medyasında ben de varım” diyenler yapabilir bu işi. Yapılacak iş bir ilk değil. Amerika’ya, Türkiye’ye göç etmiş Alman aydınları ve bilim insanlarının yaptıkları, yapılabilecekler hakkında umut vermiyorsa gerisi lafı güzaf.
        Alman devletinden yayın yardımı beklemek kendi insiyatifimizle başlattığımız bir yayının göçmenlerimize kabul ettirilmesi sonrasında hayal olmaktan çıkıp gerçek haline gelebilir. Aksi durumda Multikulti ve Hessen radyolarında Türkçe yayınların kaldırılmasında olduğu gibi, bize gidenin arkasından ağıt yakmak kalır. Türkçe medya ırkçılığı körüklüyor, inançları suistimal ediyor suçlama ve yakınmalara, -meli -malılarla üçüncü şahısı gösteren teorik nasihatları dinlemeye kimsenin tahammülü yok.
        www.radyokassel.de
        posta@radyokassel.de